Aile Hukuku ve Boşanma

Boşanma Davası Sürerken Eşin Akıl Sağlığı Bozulursa Dava Nasıl Devam Eder?

Av. Berat Özkan 7 dk okuma

Dava sürerken eşin ayırt etme gücü kaybolursa kim temsil eder, dava durur mu, kayyım ya da vasi ne zaman atanır? Süreç TMK ve HMK hükümlerine göre anlatılıyor.

Kısaca

  • Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir; bu ehliyete sahip olmayan taraf davada kanuni temsilcisi tarafından temsil edilir (HMK m. 51, 52).
  • Taraflardan birinin vesayet altına alınması talebi uygun bulunursa mahkeme, kesin karar verilinceye kadar yargılamayı erteleyebilir (HMK m. 56/1).
  • Akıl hastalığı nedeniyle boşanma (TMK m. 165) ayrı bir sebeptir ve geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespitini ister.
  • Dava sürerken bir eşin rahatsızlığı ortaya çıkması boşanma davasını kendiliğinden düşürmez; dava şartı noksanlığı giderilerek yürütülür.

Boşanma dilekçesi verilmiş, ilk duruşma geçmiş, tanıklar dinlenmeye başlamış. Sonra eşiniz ya da siz bir sağlık krizi yaşıyorsunuz: ağır bir depresyon, bunama belirtileri, psikotik bir dönem. Dava dosyası ortada dururken “şimdi ne olacak” sorusu kaçınılmaz. Kısa cevap şu: boşanma davası kendiliğinden düşmez, ama davayı yürütebilecek kişi değişir. Ayırt etme gücü bulunmayan kişi davada kendi başına işlem yapamaz; hâkim kanuni temsilcinin bulunmasını sağlar, gerekirse kısıtlama sürecinin sonucunu bekler. Aşağıda bu zinciri adım adım izliyoruz.

Önce ayırt etme gücü ve dava ehliyeti

Medeni Kanun’a göre ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır (TMK m. 10). Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da buna benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir (TMK m. 13). Ayırt etme gücü bulunmayanların fiil ehliyeti yoktur (TMK m. 14) ve ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz (TMK m. 15).

Dava hukukunda bunun karşılığı dava ehliyetidir: dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir (HMK m. 51). Bu ehliyete sahip olmayanlar, davada kanuni temsilcileri tarafından temsil edilir (HMK m. 52). Tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları ve kanuni temsil söz konusuysa temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması bir dava şartıdır (HMK m. 114/1-d). Mahkeme dava şartlarını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır (HMK m. 115/1).

Buradaki önemli kavram “geçici” ile “sürekli” kaybın farkıdır. Kişi kısa bir kriz geçirip iyileşmişse ayırt etme gücü yeniden ortaya çıkabilir; kalıcı bir hastalık ise başka bir yoldan, kısıtlama kararıyla çözülür. Hangi durumda olunduğunu hâkim, hekim raporu ve gerekirse bilirkişi aracılığıyla anlar.

Dava durur mu, ertelenir mi?

Kanun burada hâkime açık bir araç verir. Taraflardan birinin vesayet altına alınması veya kendisine yasal danışman atanması talebi mahkemece uygun bulunur ya da mahkemece gerekli görülürse, bu konuda kesin bir karar verilinceye kadar yargılama ertelenebilir (HMK m. 56/1). Taraflardan biri kanun gereğince tedavi, gözlem veya koruma altına alınmış yahut başkalarıyla görüşmekten yasaklanmış olup da kendisi veya vekilinin mahkemede bulunması mümkün değilse, o kimse hakkında davayı takip için kayyım atanıncaya kadar yargılama ertelenebilir (HMK m. 56/2).

“Ertelenebilir” ifadesi, erteleme kararının zorunlu olmadığını gösterir. Acil bir geçici önlem gerekiyorsa, örneğin çocukların bakımı ya da eşlerin barınması konusunda, hâkim davanın devamı süresince gerekli önlemleri re’sen almaya devam eder (TMK m. 169). Yani yargılama beklerken bile hayat durmaz.

Kısıtlama, vasi ve kayyım nasıl devreye girer?

Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen ya da korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır (TMK m. 405). Vesayet makamı sulh hukuk mahkemesidir; denetim makamı asliye hukuk mahkemesidir (TMK m. 397). Görevlerini yaparken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumu öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler bunu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadır (TMK m. 405/2); yani boşanma davasına bakan hâkim hasta eşin durumunu öğrenirse bunu sulh hukuk mahkemesine iletir. Kısıtlama kararı verilirse kişiye vasi atanır ve davada vasi onu temsil eder.

Bu süreç zaman alabilir. Ergin bir kişi hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse, vesayet makamı ilgilinin isteği üzerine ya da re’sen temsil kayyımı atar (TMK m. 426/1). Boşanma davasında ivedi bir işlem gerekiyorsa, örneğin cevap süresi dolmak üzereyse, bu kayyımlık yolu bir köprü işlevi görür. Kısıtlama için yeterli sebep yoksa ama korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülüyorsa, dava açma ve sulh olma gibi işlerde görüşü alınacak bir yasal danışman da atanabilir (TMK m. 429).

Vasinin her işlemi serbest değildir. Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma ve sulh olma vesayet makamının iznine bağlıdır (TMK m. 462/8). Bu nedenle vasi, dava açma ve sulh olma gibi sonuçları ağır işlemleri vesayet makamının izni olmadan yapamaz. İzin gereken hâllerde kanuni temsilci izin belgesini dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadır; izin için başvuru gerekiyorsa mahkeme kesin süre verir ve bu süre içinde belge sunulmaz ya da başvuru yapılmazsa işlem yapılmamış sayılır (HMK m. 54). Kısıtlı adına boşanma davasının nasıl yürütüleceği konusunda ayrıntılı kuralları bir uzmanla incelemek gerekir; her dosyada hasta eşin durumu, vasinin kim olduğu ve vesayet makamının tutumu farklıdır.

Vekil varsa ne olur?

Davayı avukatla yürütüyorsanız, avukatın vekâleti hasta eşin ehliyet kaybı nedeniyle tartışma konusu olabilir. Borçlar Kanunu, aksi anlaşılmadıkça vekâlet sözleşmesinin vekâlet verenin ehliyetini kaybetmesiyle kendiliğinden sona ereceğini söyler; vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar vekil ifaya devam etmekle yükümlüdür (TBK m. 513). Davanın içindeki vekâletnamenin akıbeti, vekâletnamenin içeriğine ve mahkemenin yorumuna göre değerlendirilir. Bu yüzden mahkemeye hastalık durumunu bildirmek ve gerekli belgeleri sunmak pratik bir zorunluluktur; durumu saklamak, yargılamanın sonradan sakatlanmasına yol açabilir.

Dava sırasında ortaya çıkan hastalık yeni bir boşanma sebebi mi?

Hayır, kendiliğinden değildir. Akıl hastalığı nedeniyle boşanma ayrı bir sebeptir: eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir (TMK m. 165). Üç unsur birlikte aranır: akıl hastalığı, ortak hayatın çekilmezliği ve geçmesine olanak olmadığının resmî raporla tespit edilmesi. Bunu ayrıntılı olarak akıl hastalığı nedeniyle boşanma yazısında anlattık.

Boşanma davası zaten başka bir sebeple, örneğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılmışsa (TMK m. 166), sonradan ortaya çıkan hastalık dava sebebini değiştirmez. Davacının kusuru daha ağırsa davalının davaya itiraz hakkı vardır (TMK m. 166/2); hasta eş adına bu itirazı temsilcisi ileri sürer. Hâkim itirazın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalıp kalmadığını tartar.

Mali sonuçlar ve çocuklar

Hasta eşin dava sırasındaki durumu, tedbir ve yoksulluk nafakası bakımından önem taşır. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Hasta eşin bakım giderleri, tedavi ve yardıma ihtiyacı hâkimin değerlendirdiği olgular arasındadır; bunu boşanmada hasta eşin tedavi giderleri yazısında ayrıca inceledik. Ortak çocuk varsa hâkim, davanın devamı süresince çocukların bakım ve korunmasına ilişkin önlemleri re’sen alır. Akıl hastası eş ve çocukların velayeti konusu ise akıl hastası eşten boşanırken çocukların velayeti yazısında ayrı olarak ele alınıyor.

Mahkemeye hangi belgeler sunulur?

Hastalığın dava dosyasına girmesi için önce belgelenmesi gerekir. Hastane epikrizi, psikiyatri veya nöroloji muayene raporları, tedavi kayıtları ve varsa ilaç kullanımına ilişkin belgeler ilk sırada gelir. Belgeler hastalığın ne zaman başladığını da gösterdiği için önemlidir: rahatsızlık dava açılmadan önce başlamışsa kusur ve geçerli iradeye ilişkin tartışmalar farklı bir yöne gidebilir. Hâkim ihtiyaç duyarsa kişiyi bir sağlık kuruluşuna sevk edebilir ve ayırt etme gücü hakkında bilirkişi görüşü alabilir. Vasinin görevi kişinin kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmektir; kayyım ise belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır (TMK m. 403). Bu fark, davada temsilcinin yetkisinin sınırını da belirler.

Varsayımsal bir örnek

Varsayımsal bir örnek düşünelim: Çiftin boşanma davası altı aydır sürüyor. Davalı eş, ağır bir demans tanısı alıyor ve hekim raporu, ayırt etme gücünü kaybettiğini belirtiyor. Davacı eş bu belgeyi mahkemeye sunuyor.

Mahkeme önce dava şartı olarak taraf ve dava ehliyetini ve temsilcinin niteliğini inceler. Henüz vasi yoksa, hasta eşin yakınlarından biri veya davacı sulh hukuk mahkemesine kısıtlama başvurusu yapar. Bu sürede hâkim yargılamayı erteleyebilir ya da ivedi işlemler için kayyım atanmasını bekleyebilir. Vasi atanınca duruşmalara hasta eşin yerine vasi katılır. Dava, boşanma sebebi ve kusur bakımından ilerler; hasta eşin ayırt etme gücüne ilişkin tespitler kusur değerlendirmesinde ve nafaka kararında yer alabilir. Süreç dosyaya göre değişir; kesin bir takvim vermek mümkün değildir.

Sık yapılan hatalar

En sık hata, hastalık belgesini mahkemeye geç sunmak ya da hiç sunmamaktır. İkinci hata, kısıtlama sürecini başlatmadan davanın hâlâ sorunsuz sürdüğünü varsaymaktır. Üçüncü hata, hasta eşin imzasını başka bir yakının atmasıdır; bu sahtecilik ve dosyanın sakatlanması riskini doğurur. Dördüncü hata, nafaka, bakım ve çocukların durumunu hastalık gündeminin gölgesinde bırakmaktır. Beşinci hata, hasta eşin tedavisini ve bakım ihtiyacını mali tartışmayla birleştirmektir; bunlar hâkimin ayrı ayrı değerlendirdiği başlıklardır. Kısıtlamanın içeriği ve kaldırılması konusunda kısıtlama kararı nedir yazısına da bakabilirsiniz.

Dosyanızın durumunu birlikte netleştirelim

Hastalığın ne zaman başladığı, mevcut raporlar, davanın hangi aşamada olduğu ve eşler arasındaki ilişkinin durumu yol haritasını değiştirir. Durumunuzu anlatmak isterseniz iletişim sayfasındaki telefondan arayabilir ya da WhatsApp’tan yazabilirsiniz. Büronun aile hukuku alanındaki çalışmaları hakkında da bilgi alabilirsiniz. Hâkimin takdirine bağlı konularda sonuç vaat edilemez; ancak ilk adımın ne olacağını ve hangi belgelerin gerektiğini birlikte belirleyebiliriz.

Sık sorulan sorular

Eşimin akıl sağlığı dava sırasında bozulduysa boşanma davası durur mu?

Kendiliğinden durmaz. Ancak ayırt etme gücü bulunmayan kişinin dava ehliyeti de yoktur; bu durumda mahkeme, kısıtlama talebi uygun bulunursa veya gerekli görürse, kesin bir karar verilinceye kadar yargılamayı erteleyebilir.

Hasta eşin yerine duruşmaya kim katılır?

Medeni hakları kullanma ehliyeti bulunmayan kişi davada kanuni temsilcisi tarafından temsil edilir. Henüz vasi atanmamışsa vesayet makamı, ivedi işler için bir temsil kayyımı atayabilir.

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası açmak için ne gerekir?

Eşlerden biri akıl hastası olmalı, bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelmeli ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmelidir. Rapor yoksa bu sebep ispatlanmış sayılmaz.

Hasta eş kusurlu sayılır mı?

Ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz (TMK m. 15). Bu nedenle ayırt etme gücünün bulunmadığı dönemde hastalığın etkisiyle yapılan davranışlar kural olarak eşe kusur olarak yüklenemez. Hangi davranışın bu dönemde yapıldığı ise sağlık raporları ve bilirkişi görüşüyle belirlenir.

Anlaşmalı boşanma mümkün müdür?

Anlaşmalı boşanmada hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi şarttır. Ayırt etme gücü bulunmayan bir eş bu iradeyi açıklayamayacağından bu yol pratikte büyük ölçüde kapanır.

Dayanak mevzuat

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 10, 13, 14, 15, 165, 166, 169, 175, 397, 403, 405, 426, 429, 462
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 51, 52, 54, 56, 114, 115
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 513
Yasal uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Mevzuat ve yargı kararları zaman içinde değişebilir; her somut olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan durumunuza özgü değerlendirme için bir avukata danışmanız önerilir.
Av. Berat Özkan

Av. Berat Özkan

İstanbul Barosu · Şişli, İstanbul

Aile, ceza, iş, icra, gayrimenkul, kira, ticaret, idare ve tüketici hukuku alanlarında bireysel ve kurumsal müvekkillere danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkında

Aile Hukuku ve Boşanma konusunda destek mi gerekiyor?

Durumunuzu anlatın, size en geç 24 saat içinde dönüş yapalım. Görüşme büroda veya online yapılabilir; paylaştığınız bilgiler gizli tutulur.

Okumaya Devam Edin

İlgili makaleler