Hırsızlık, dolandırıcılık gibi suçlar küçük düşürücü suç sayılır mı? Boşanma sebebi olması için gereken iki şartı ve dava hakkının süresini anlattık.
Kısaca
- Küçük düşürücü suç, TMK m. 163’te sayılan özel bir boşanma sebebidir; kanun hangi suçların bu kapsamda olduğunu tek tek saymaz.
- Suçun işlenmiş olması tek başına yetmez; bu suç yüzünden eşle birlikte yaşamanın diğer eşten beklenememesi de gerekir.
- Hangi suçun küçük düşürücü sayılacağına hâkim, suçun niteliğine ve toplumun değer yargılarına bakarak karar verir.
- Bu sebeple açılan davada TMK m. 161 ve 162’deki gibi altı ay ve beş yıllık süreler yoktur; kanun 'her zaman' dava açılabileceğini söyler.
Eşiniz bir suç işlemişse ve bu yüzden onunla evliliği sürdürmeniz zorlaşmışsa, Medeni Kanun size özel bir boşanma yolu verir: küçük düşürücü suç. Bu sebebe dayanmanın iki şartı vardır. Eşin işlediği suç küçük düşürücü olmalı ve bu suç yüzünden onunla birlikte yaşamanız sizden beklenememelidir. İkisi birlikte gerçekleşirse, dava açmak için süre de aramaz; kanun “her zaman” dava açılabileceğini söyler.
Pratikte asıl tartışma ilk şartın içinde çıkar: hangi suç küçük düşürücüdür? Aşağıda kanunun ne dediğini, ne demediğini ve hâkimin hangi ölçütlere baktığını açıkça ayırıyoruz.
Kanun küçük düşürücü suç hakkında ne söyler?
TMK m. 163’ün metni kısadır: eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. Aynı madde iki farklı sebebi birlikte düzenler; haysiyetsiz hayat sürme için ayrı bir yazımız var (haysiyetsiz hayat sürme boşanma sebebi).
Madde metninde şunlar yoktur: küçük düşürücü suçların listesi, bir ceza miktarı, mahkûmiyetin kesinleşmesi şartı ya da suçun evlilik süresince işlenmesi şartı. Ölçüt uygulamada hâkimin takdirine ve toplumun değer yargılarına göre belirlenir. O yüzden “şu suçlar kesin sayılır, şunlar sayılmaz” diye bir tablo çizmek hukuken doğru olmaz.
Hangi suçlar küçük düşürücü kabul edilebilir?
Küçük düşürücü suç, kişinin onurunu, şerefini ve toplum içindeki saygınlığını zedeleyen, ahlaki bakımdan ayıplanan suç anlamına gelir. Uygulamada bu çerçevede genellikle güveni kıran, dürüstlük duygusunu sarsan suçlar anılır. Hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, sahtecilik gibi başkasının malına yönelen ve aldatma ya da kötü niyet içeren suçlar bunlara örnektir. Çocuğa ya da yakına karşı işlenen ağır suçlar da ayrıca değerlendirilir.
Bunun karşısında, kişinin ahlaki değerini doğrudan zedelemeyen suçlar bu sebep için tek başına yeterli görülmeyebilir. Örneğin bir trafik kuralı ihlali ya da küçük bir idari nitelikteki kusur, çoğu zaman bu kapsamda düşünülmez. Burada kesin bir sınır çizemeyiz; çünkü aynı suçun işleniş biçimi (planlı mı, anlık mı, mağdur kim, zarar ne kadar) değerlendirmeyi değiştirebilir. Bir suçun küçük düşürücü sayılıp sayılmayacağı, suçun adından çok işlenişine bakılarak belirlenir.
Ayrıca eşin işlediği suçun, mahkûmiyetle sonuçlanmış olması elbette dosyayı güçlendirir; ancak kanun mahkûmiyeti şart koşmaz. Hâkim, olgunun varlığına vicdanen kanaat getirirse bunu ispatlanmış sayar; kanıtları serbestçe değerlendirir (TMK m. 184). Yani suçun işlendiğini ceza mahkemesi kararı olmadan başka delillerle göstermek teorik olarak mümkündür, ama pratikte ceza dosyasındaki kesinleşmiş karar çok daha güçlü bir delildir. Ceza dosyasının delil olarak nasıl sunulduğu konusunda boşanma davasında ceza dosyası ve mahkûmiyet yazımıza bakabilirsiniz.
İkinci şart: birlikte yaşamanın beklenememesi
Suç küçük düşürücü olsa bile, dava için yeterli değildir. Kanunun ikinci şartı, bu suç yüzünden eşle birlikte yaşamanın diğer eşten beklenememesidir. Bu şart, olayın evlilik birliğine ve davacı eşe etkisini ölçer.
Hâkim burada sorular sorar: suç eşe, çocuklara ya da aileye yönelik miydi? Davacı eş suçtan haberdar olduktan sonra ortak hayatı sürdürdü mü? Suç, ailenin sosyal çevresindeki itibarını, ekonomik düzenini ya da çocukların güvenliğini etkiledi mi? Eş cezaevine girdiyse evlilik birliğinin fiilen sürüp sürmediği, ziyaretlerin devam edip etmediği gibi olgular da önem taşıyabilir.
Bu şartı kanıtlamak için davacının anlatımı, tanıklar ve ceza dosyasındaki belgeler birlikte değerlendirilir. Dilekçede yalnızca “eşim suç işledi” demek yerine, bu suçun evliliği ve ortak hayatı nasıl çekilmez hâle getirdiğini somut olaylarla anlatmak gerekir.
Süre sınırı yoksa, geçen zamanın hiçbir önemi yok mu?
Zina (TMK m. 161) ve pek kötü davranış (TMK m. 162) sebeplerinde dava hakkı, öğrenmeden itibaren altı ay ve olaydan itibaren beş yıl sonunda düşer. TMK m. 163’te böyle bir süre bulunmaz. Dolayısıyla eşin suç işlediğini yıllar önce öğrenmiş olmanız, hak düşürücü süre bakımından tek başına davayı engellemez.
Ancak geçen zaman dosyada başka bir yerde karşınıza çıkar. Karşı taraf, suçu öğrendikten sonra yıllarca ortak hayatın sürdüğünü, yani birlikte yaşamanın aslında beklenebilir olduğunu savunabilir. Hâkim de bu durumu ikinci şartın değerlendirmesinde dikkate alabilir. Bu nedenle “sürem yok, acele etmeyeyim” düşüncesi riskli olabilir; sürenin yokluğu ile gecikmenin etkisi aynı şey değildir. Süre konusunun ayrıntısı için suç işleme nedeniyle boşanmada süre sınırı yazısına bakabilirsiniz.
Genel boşanma sebebi ile bu sebep arasındaki fark
Küçük düşürücü suç, özel bir boşanma sebebidir. Eşin bir suç işlediği ve evliliğin bu yüzden sürdürülemez hâle geldiği bir dosyada, davacı isterse TMK m. 166’daki genel sebebe, yani evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına da dayanabilir. Genel sebep, olayların daha geniş bir bütün olarak anlatılmasına imkân verir; ancak orada kusur tartışması daha öne çıkar ve davacının kusurunun ağır olması hâlinde davalının itiraz hakkı gündeme gelir.
Özel sebep ise daha dar ve net bir iddiadır. Hangisine dayanılacağı, dosyadaki delillere ve olayların niteliğine göre belirlenir. Dilekçede özel sebep birinci, genel sebep ise yedek olarak birlikte ileri sürülebilir; bu tercihi yapmadan önce dosyanın bütününe bakmak gerekir.
Suçun eşe ya da aileye yönelik olması ne değiştirir?
Eşin işlediği suç, davacı eşe, çocuklara ya da aileye doğrudan yöneliyorsa, hâkimin birlikte yaşamanın beklenebilirliği konusundaki değerlendirmesi farklı bir ağırlık kazanabilir. Örneğin aile bütçesine zarar veren bir suçla, evlilikle hiçbir bağı olmayan bir ortamda işlenmiş bir suç aynı kefeye konmaz. Aile içinde güvenin sarsılması, dosyada davacı eşin anlatımının merkezindedir.
Eşin işlediği suçun başka bir boşanma sebebini de oluşturduğu durumlar vardır. Eşe karşı işlenen bir yaralama veya hakaret, aynı zamanda pek kötü davranış (TMK m. 162) olarak ileri sürülebilir; o hâlde altı ay ve beş yıllık süreler o sebep için geçerli olur. Bu nedenle olayın hangi sebebin kapsamına girdiğini, dilekçeyi yazmadan önce ayrıca düşünmek gerekir.
Ceza infaz sürecinde olan eşle boşanma davası nasıl yürür?
Eşinizin cezaevinde olması, davanın açılmasına engel değildir. Dava dilekçesinde eşinizin bulunduğu kurumun adresi tebligat için yazılır. Eşinizin duruşmaya nasıl katılacağı, mahkemenin ayrıca düzenleyeceği bir usul meselesidir. Davayı açarken yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir; bu kural cezaevindeki eş için de geçerlidir (TMK m. 168).
Eşinizin cezaevinde bulunduğu sırada boşanma davası açmayı düşünüyorsanız, çocuklarla kişisel ilişki, geçim ve barınma gibi konular da dava içinde düzenlenebilir. Dava açıldıktan sonra hâkim, geçici önlemleri resen alabilir (TMK m. 169). Bu önlemlerin ayrıntısı için boşanma davasında geçici önlemler yazısına bakabilirsiniz.
Delil olarak neler sunulabilir?
Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı, ceza dosyasının onaylı bir örneği, adli sicil kaydı, tanık beyanları ve suçun evliliğe etkisini gösteren belgeler delil olabilir. İkinci şartı, yani birlikte yaşamanın beklenemezliğini kanıtlamak için borç, haciz, işten çıkarılma gibi somut sonuçları gösteren belgeler yararlıdır. Hâkimin boşanma davasında vicdani kanaatle karar vereceğini unutmayın; yalnızca mahkûmiyet kararını dosyaya koymak, ikinci şartın kendiliğinden kanıtlandığı anlamına gelmez.
Varsayımsal bir örnek
Varsayımsal bir örnek düşünelim: Evlilik sırasında bir eş, çalıştığı işyerinden güveni kötüye kullanarak para alıyor, hakkında ceza davası açılıyor ve mahkûmiyet kararı veriliyor. Diğer eş bu olayı öğrendiğinde evin ekonomik düzeninin bozulduğunu, sosyal çevrelerinde itibar kaybı yaşadıklarını ve artık güven duyamadığını belirtiyor.
Bu örnekte hâkimin tartacağı etkenler şunlardır: suçun niteliği ve işleniş biçimi, suçun ne zaman öğrenildiği, öğrenmeden sonra ortak hayatın sürüp sürmediği, evlilik birliği ve çocuklar üzerindeki etkisi ve davacı eşin kendi kusuru. Aynı olayda sonuç, bu etkenlerin dosyadaki ağırlığına göre değişebilir; önceden bir sonuç söylemek mümkün değildir.
Sık yapılan hatalar
İlk hata, suçun adına güvenip ikinci şartı anlatmamaktır; dilekçede yalnızca suçun varlığı değil, birlikte yaşamanın neden beklenemediği de somut olarak yazılmalıdır. İkinci hata, ceza dosyasının kararını delil olarak sunmayı unutmaktır. Üçüncü hata, eşin suçunu öğrendikten sonra yıllarca hiçbir şey olmamış gibi yaşayıp sonra dava açarken bu geçmişi hesaba katmamaktır. Dördüncü hata, yetkiyi hesaba katmamaktır: boşanma davasında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK m. 168). Bu yetki kesin değildir; karşı taraf cevap dilekçesinde itiraz etmezse davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir (HMK m. 19), itiraz ederse dosya gönderilir ve süreç uzar. Süreci baştan görmek için boşanma davası nasıl açılır yazımıza göz atabilirsiniz.
Kendi durumunuz için ne yapmalısınız?
Eşinizin işlediği suçun türü, mahkûmiyet olup olmadığı, suçu ne zaman öğrendiğiniz ve sonrasında ortak hayatın nasıl sürdüğü, hangi yoldan gidileceğini belirleyen bilgilerdir. Bu bilgiler olmadan genel bir cevap vermek doğru olmaz.
Durumunuzu anlatmak için iletişim sayfasındaki telefondan arayabilir ya da WhatsApp’tan yazabilirsiniz. Büronun çalıştığı alanları görmek için aile hukuku sayfasına bakabilirsiniz.
Sık sorulan sorular
Eşim hırsızlıktan hüküm giydi, boşanabilir miyim?
Hırsızlık, dolandırıcılık gibi başkasının malına yönelik ve güveni sarsan suçlar küçük düşürücü suç tartışmasında sık anılır. Yine de iki şart aranır: suç küçük düşürücü nitelikte olmalı ve bu yüzden onunla birlikte yaşamanız sizden beklenememelidir. Bunları hâkim somut olaya bakarak değerlendirir.
Her suç küçük düşürücü suç sayılır mı?
Hayır. Trafik kuralını ihlal gibi kişinin onurunu ve toplum içindeki saygınlığını doğrudan zedelemeyen suçlar bu sebep için yeterli görülmeyebilir. Kanun listesi vermediği için suçun niteliği, işleniş biçimi ve evliliğe yansıması birlikte değerlendirilir.
Eşim cezaevindeyse boşanma davası açılabilir mi?
Evet. Cezaevinde olması davanın açılmasına engel değildir. Davayı açarken yetkili mahkemeyi TMK m. 168’e göre belirlersiniz; tebligat ve duruşmaya katılım için eşinizin bulunduğu kurumun bilgisi de dosyaya yazılır.
Küçük düşürücü suç sebebiyle dava açmak için süre var mı?
TMK m. 163, bu eşin 'her zaman' boşanma davası açabileceğini söyler. Zina ve pek kötü davranıştaki altı ay ve beş yıllık süreler burada yoktur. Ancak uzun süre geçmişse bu durum, birlikte yaşamanın beklenemeyeceği şartının değerlendirilmesinde hâkimin dikkate alabileceği bir olgudur.
Suç evlilikten önce işlendiyse bu sebebe dayanılabilir mi?
Kanun metni suçun işlenme zamanını ayrıca belirtmez. Suçun evlilik öncesinde mi sonrasında mı işlendiği, eşin bu durumu bilip bilmediği ve evlilik birliğine etkisi, dosyada ayrıca tartışılır. Bu nedenle yalnızca tarihe bakarak karar vermeyin.
Dayanak mevzuat
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 161, 162, 163, 166, 168, 169, 184
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 19
Aile Hukuku ve Boşanma konusunda destek mi gerekiyor?
Durumunuzu anlatın, size en geç 24 saat içinde dönüş yapalım. Görüşme büroda veya online yapılabilir; paylaştığınız bilgiler gizli tutulur.