Zamanaşımı sürelerinin sözleşmeyle değiştirilememesi, sürenin alacağın muaccel olmasıyla başlaması, dönemsel edimlerde başlangıç ve sürelerin hesaplanma yöntemi.
Kısaca
- Kanunda belirlenen zamanaşımı süreleri sözleşmeyle değiştirilemez; ne kısaltılabilir ne de uzatılabilir (TBK m. 148).
- Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar; muacceliyet bir bildirime bağlıysa bildirimin yapılabileceği günden başlar (TBK m. 149).
- Ömür boyu gelir gibi dönemsel edimlerde alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde başlar (TBK m. 150).
- Süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz; zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmadan geçince gerçekleşir (TBK m. 151).
Alacaklıların en çok korktuğu hukuki kavramlardan biri zamanaşımıdır: yıllarca beklenen bir alacak, sürenin geçmesiyle dava edilemez hale gelebilir. Bu nedenle sözleşme yazarken “zamanaşımı süresi yirmi yıl olsun” ya da “borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürmeyecektir” gibi hükümler yazmak isteyenler olur. Ancak zamanaşımı, kamu düzenine yakın bir kurum olduğundan sözleşme özgürlüğünün sınırları içinde değildir. Türk Borçlar Kanunu m. 148, zamanaşımı sürelerinin sözleşmeyle değiştirilemeyeceğini açıkça belirtir. Bu yazıda zamanaşımı sürelerinin sözleşmeyle değiştirilememesini, sürenin başlangıcını ve dönemsel edimlerde uygulanmasını anlatıyoruz. Zamanaşımının genel süreleri için ayrıca zamanaşımı süreleri ve hesaplanması yazısına bakabilirsiniz.
Genel Süre ve Kısa Süreler
TBK m. 146’ya göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Bunun yanında m. 147’de sayılan bazı alacaklar için beş yıllık kısa zamanaşımı uygulanır: kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi dönemsel edimler; otel, lokanta gibi yerlerdeki konaklama ve yeme içme bedelleri; küçük sanat işleri ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar; vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden doğan alacaklar gibi. Bu sürelerin ayrıntısı için beş yıllık kısa zamanaşımı TBK 147 yazısı yol göstericidir. Bu süreler kanunun emredici düzenlemesidir.
Sözleşmeyle Değiştirme Yasağı (TBK m. 148)
TBK m. 148’e göre bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri sözleşmeyle değiştirilemez. Bu hüküm iki yönde etki eder:
- Uzatma yasağı: Taraflar, alacağın zamanaşımı süresini kanundaki süreden daha uzun tutamaz. Böylece borçlunun uzun süre belirsiz bir borç yükü altında kalması önlenir.
- Kısaltma yasağı: Taraflar, zamanaşımı süresini kanundaki süreden daha kısa da belirleyemez. Böylece alacaklının haklarının sözleşmeyle kolayca ortadan kaldırılması engellenir.
Bu yasak, zamanaşımına ilişkin diğer kanuni düzenlemeleri de kapsar: zamanaşımının başlangıcını sözleşmeyle ertelemek veya kesilme ve durma sebeplerini sözleşmeyle değiştirmek de geçerli değildir. Bu nedenle sözleşmedeki “zamanaşımı süresi 20 yıl olarak belirlenmiştir” gibi bir hüküm, hukuken sonuç doğurmaz ve kanuni süre uygulanır. Sözleşme özgürlüğünün genel sınırları için sözleşme özgürlüğü ve yasal sınırları yazısına da bakabilirsiniz.
Zamanaşımının Başlangıcı (TBK m. 149)
TBK m. 149’a göre zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muaccel olma, alacaklının borcun ifasını isteyebilecek hale gelmesidir. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar. Bu iki kuralın pratikteki sonuçları şöyledir:
- Vadesi belirli alacaklar: Sözleşmede vade günü belirlenmişse, zamanaşımı vade gününden başlar. Örneğin 15 Mart’ta ödenmesi gereken bir borcun zamanaşımı 15 Mart’tan itibaren işler.
- Vadesi belirsiz alacaklar: Alacak doğduğu anda muaccel olur ve zamanaşımı o andan başlar. Örneğin bir hizmetin ifasından sonra doğan ve vadesi belirlenmeyen bir ücret alacağında, süre hizmetin tamamlandığı günden işlemeye başlar.
- Bildirime bağlı muacceliyet: Alacağın muaccel olması için alacaklının borçluya bir bildirim göndermesi gerekiyorsa, zamanaşımı bildirimin yapılabileceği günden başlar; alacaklının bildirimi geciktirmesi zamanaşımının başlamasını ertelemez. Bu kural, alacaklının süreyi keyfî olarak uzatmasını engeller.
Muacceliyet ve temerrüdün farkını bilmek önemlidir. Temerrüt için kural olarak ihtar gerekirken, zamanaşımı ihtardan bağımsız olarak muacceliyetle başlar. Bu ayrım için vadesi belli borçta ihtarsız temerrüt yazısı yol göstericidir.
Dönemsel Edimlerde Başlangıç (TBK m. 150)
Ömür boyu gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar. Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış olur. Bu hüküm, örneğin ömür boyu gelir, irat veya benzeri uzun süreli düzenli ödemeler için önemlidir. Alacağın kaynağı olan hak (gelir hakkı) için süre, ilk ödenmeyen dönemden itibaren işler. Böylece alacaklı, ilk ödemeyi almadığı halde yıllarca beklemeyi sürdürürse, tüm alacağı zamanaşımına uğrayabilir. Bunun yanında her dönemsel edim kendi başına da muaccel olur ve kendi özel zamanaşımı süresine tabi olabilir: örneğin kira bedeli, faiz ve ücret gibi dönemsel edimler için beş yıllık süre söz konusudur. Ömür boyu gelirle bağlantılı olarak bakma sözleşmesi ve gelir hakkı konusunda ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi ve alacaklının korunması yazısına göz atabilirsiniz.
Sürelerin Hesaplanması (TBK m. 151)
TBK m. 151’e göre süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur. Yani sürenin ilk günü hesaba katılmaz; son gün bitmeden alacaklı hakkını kullanırsa (dava açarsa veya icra takibi başlatırsa), zamanaşımı gerçekleşmemiş olur. Örneğin 10 Ocak 2016 günü muaccel olan on yıllık bir alacakta, süre 11 Ocak 2016’dan başlar ve 10 Ocak 2026 günü sonunda dolar. Alacaklı 10 Ocak 2026’da dava açarsa süre içinde açılmış sayılır. Bu nedenle son günü beklemek risklidir; çünkü mahkeme kalemi veya icra dairesi kapanabilir, harçlar tam yatırılmamış olabilir ve hata halinde hakkın kaybı yaşanabilir. Alacaklıların süreyi son güne bırakmaması tavsiye edilir.
Zamanaşımı Def’i Olarak İleri Sürülmesi (TBK m. 161)
Zamanaşımı, kendiliğinden hâkim tarafından dikkate alınmaz. TBK m. 161’e göre zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz. Yani borçlu, zamanaşımı def’ini dava sırasında ileri sürmelidir; sürmezse mahkeme zamanaşımını dikkate almaz. Bu kural nedeniyle borçlu için zamanaşımı bir savunma imkânıdır, otomatik bir borç düşmesi değildir. Zamanaşımına uğramış borç ortadan kalkmaz; yalnızca dava edilebilirliği ortadan kalkar ve doğal borca dönüşür. Borçlu zamanaşımına uğramış borcu isteyerek öderse, geri isteyemez. Def’inin ne zamana kadar ileri sürülebileceği ve usulü için zamanaşımı def’i nasıl ileri sürülür yazısına bakabilirsiniz.
Zamanaşımının Kesilmesi ve Durması ile İlişki
Kanunun belirlediği süreler sözleşmeyle değiştirilemese de zamanaşımı belirli olaylarla kesilebilir veya durabilir. Kesilme, zamanaşımının yeniden işlemeye başlaması sonucunu doğurur; örneğin borçlunun borcu tanıması, ödeme yapması, alacaklının dava açması veya icra takibi başlatması gibi. Durma ise sürenin belirli sebepler devam ettiği sürece işlememesidir. Bu sebepler kanunda sınırlı sayıda sayılmıştır ve sözleşmeyle genişletilemez. Kesilme ve durma hükümleri için zamanaşımının kesilmesi ve durması yazısı ayrıntı verir. Bu nedenle taraflar sözleşmede “borçlu her yıl borcunu tanıyacaktır” gibi hükümler koyarak sürenin işlemesini engelleyemez; ancak borçlunun gerçekten yaptığı bir borç tanıma beyanı süreyi keser.
Alacaklı ve Borçlu İçin Pratik Öneriler
Alacaklı için:
- Alacağın muaccel olduğu tarihi doğru belirleyin ve takvime işleyin,
- Zamanaşımı dolmadan önce ihtar, icra takibi veya dava yoluyla süreyi kesin,
- Borçludan yazılı borç tanıma beyanı alarak süreyi yeniden başlatın,
- Süreyi son güne bırakmayın.
Borçlu için:
- Zamanaşımı def’ini ilk cevap dilekçesinde ileri sürmeyi unutmayın,
- Zamanaşımına uğramış borcu istemeden ödemeyin ve borcu tanıyan beyanlarda dikkatli olun,
- Sözleşmedeki süre uzatma hükümlerinin geçersiz olduğunu bilin.
Sözleşme Hazırlarken Dikkat Edilecekler
Zamanaşımı süresini uzatmak veya kısaltmak amacıyla sözleşme maddesi yazmak yerine, alacağı korumanın diğer yolları değerlendirilmelidir: borcun yazılı tanınması, düzenli yazılı hesap mutabakatları, kambiyo senedi düzenlenmesi veya teminat alınması gibi. Bu araçlar, zamanaşımını kesme veya farklı bir hukuki dayanak yaratma yoluyla alacağı korur. Sözleşmede zamanaşımını değiştiren hükümler ise hukuken etkisiz olduğu gibi, genel işlem koşulu denetiminde de sorun yaratabilir. Bu konuda genel işlem koşulları ve haksız şart denetimi yazısına bakabilirsiniz.
Sık Yapılan Hatalar
- Zamanaşımı süresini sözleşmeyle uzattığını sanmak,
- Sürenin başlangıcını sözleşme tarihi veya ihtar tarihi olarak hesaplamak,
- Dönemsel alacaklarda ilk ödenmeyen dönemin önemini bilmemek,
- Zamanaşımı def’ini ileri sürmeyip hakkı kaybetmek,
- Süreyi son güne bırakıp usul hatası nedeniyle hak kaybetmek.
Örnek Olay
Aşağıdaki örnek kurgusaldır. İki taraf, bir hizmet sözleşmesine “bu sözleşmeden doğacak alacaklarda zamanaşımı süresi yirmi yıldır” maddesini ekler. Yıllar sonra alacaklı, alacağın on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra dava açar. Borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürer. Sözleşmedeki süre uzatma hükmü, TBK m. 148 gereği geçersiz olduğundan mahkeme kanuni süreyi esas alır ve alacak zamanaşımına uğradığı için davayı reddeder. Alacaklı borçludan yazılı borç tanıma beyanı almış olsaydı, süre yeniden işlemeye başlar ve dava kabul edilebilirdi.
Sonuç
Zamanaşımı süreleri sözleşmeyle uzatılamaz veya kısaltılamaz; süre, alacağın muaccel olmasıyla başlar ve dönemsel edimlerde özel kurallara tabidir. Süre hesabında başlama günü sayılmaz ve hakkın son gün dahil kullanılması gerekir. Alacağınızın zamanaşımı durumunu değerlendirmek veya zamanaşımı savunması hazırlamak için borçlar hukuku kapsamında dosyanızı birlikte inceleyebiliriz. İletişim sayfamızdaki telefon numarasından veya mesajla bize ulaşabilirsiniz.
Sık sorulan sorular
Sözleşmeye zamanaşımı süresini uzatan madde koyabilir miyim?
Hayır. Kanunda belirlenen zamanaşımı süreleri sözleşmeyle değiştirilemez. Sözleşmeye konulan bu yönde bir hüküm, zamanaşımı bakımından geçerli sonuç doğurmaz. Taraflar yalnızca kanuni imkânlar çerçevesinde borcun tanınması gibi yollarla süreyi kesebilir.
Zamanaşımı ne zaman başlar?
Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Alacağın muaccel olması bir bildirime bağlıysa, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden itibaren işler. Alacağın vadesi belirliyse süre vade gününden, vade belirlenmemişse alacağın doğduğu günden başlar.
Kira gibi düzenli ödemelerde zamanaşımı nasıl işler?
Her dönemsel edim ayrı muaccel olur ve kendi zamanaşımı süresine tabidir. Ömür boyu gelir gibi dönemsel edimlerde ise alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde başlar. Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa ifa edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğrar.
Sürenin son günü tatil olursa zamanaşımı ne olur?
Süre hesabında zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşir. Tatil gününe denk gelen son gün için usul kurallarındaki tatil hükümleri ayrıca değerlendirilir.
Dayanak mevzuat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 146, 147, 148, 149, 150, 151, 161
Borçlar ve Sözleşmeler Hukuku konusunda destek mi gerekiyor?
Durumunuzu anlatın, size en geç 24 saat içinde dönüş yapalım. Görüşme büroda veya online yapılabilir; paylaştığınız bilgiler gizli tutulur.